Selçuk ONUR
Otomotivde “Doğrucu Davut” Dönemi
40 yılı aşkın süredir, hayatımın merkezinde olan ve büyük bir tutkuyla bağlı olduğum gazetecilik mesleği dışında başka hiçbir işle uğraşmadım. Yıllarca otomotiv haberleri ürettim, sektörel makaleler yazdım; ancak bu dünyanın tam anlamıyla merkezine inmem, üç yıl önce kurduğum www.otopodyum.com.tr ile başladı.
İşte o andan itibaren, dışarıdan parıltılı görünen ama içine girince kuralları bambaşka işleyen, hiç alışık olmadığım bir ekosistemin tam ortasında buluverdim kendimi.
Belli Bir Zümrenin Domine Ettiği Bir Ekosistem
Otomotiv basını ve sektörü, ne yazık ki belli bir zümrenin kontrolü altında ilerliyor. Reklam bütçeleri ağırlıklı olarak bu kapalı devre yapıya akıyor, uluslararası lansmanların ve basın gezilerinin davetli listelerinde hep aynı "gedikli" isimler yer alıyor; geride kalanlar ise tabiri caizse sadece resmin bütününü tamamlayan figüranlar olarak konumlandırılıyor.
Bu yapının dışına çıkıp gerçek anlamda "özel haber" yapmak istediğinizde ise karşınıza kalın duvarlar çıkıyor. Bir marka CEO’suna yönelttiğiniz ilk soruda aldığınız refleks, röportajın orada sonlanması olabiliyor. Ardından, o markanın tüm etkinliklerinden ve iletişim ağından bir anda devre dışı bırakılabiliyorsunuz. İşin ironik tarafı şu ki; o CEO gidiyor, tam ambargonun bittiğini düşünüyorsunuz; bu kez koltuğu devralan yeni COO ile yaptığınız bir sohbette durumu aktarıp “Haklıymışsın” onayını alıyorsunuz ama çok geçmeden bu kez ondan da benzer bir ambargo yiyorsunuz.
Sadece markalar da değil; sektördeki birçok dev üreticiyi temsil eden bir iletişim/PR ajansına yönelik, asla hakaret içermeyen, kimlik deşifre etmeyen tamamen kurumsal bir eleştiri makalesi yayınlıyorsunuz. Sonuç? O ajans, portföyündeki tüm markaların bülten akışını size kapatabiliyor. Yani görevi, temsil ettiği markanın sesini geniş kitlelere dürüstçe duyurmak olan yapılar, elindeki kurumsal gücü kişisel birer "intikam" aracına dönüştürebiliyor.
Artık ticari beklentimiz yok. İbre tamamen kullanıcıdan yana olacak
Tüm bu yaşananlar karşısında pes edip kenara çekilmek, 40 yıllık meslek ahlakıma da, gazetecilik genlerime de tamamen aykırı. Tam aksine; yeni, şeffaf ve cesur bir dönemin startını verdiğimi dosta düşmana ilan etmek istiyorum.
Bugünden itibaren ticari beklentileri, reklam kaygılarını bir kenara bırakıyor; Otopodyum'un medya gücünün ibresini tamamen ve koşulsuz olarak tüketiciden yana çeviriyorum.
Bu cümleden sakın markalara ya da distribütörlere körü körüne bir savaş açtığım anlamı çıkmasın. Ama artık markaların her söylemini ve pazarlama argümanını sorgusuz sualsiz onaylayan o "geleneksel" otomotiv basını çizgisinde olmayacağız.
Bundan sonra parıltılı lansmanlarda önümüze konulan modellere bakıp; "Bu araba güzel ama Türkiye şartlarında bu fiyata, bu vergi dilimine gerçekten değer mi?" ya da "Lansmanda yere göğe sığdırılamayan bu yeni nesil motor/şanzıman kombinasyonunun asıl handikapı ne?" diyeceğiz.
Bir aracın bagaj hacmini, malzeme kalitesini, kronik mekanik sorunlarını ya da yazılım hatalarını eleştirirken, bunu kulaktan dolma bilgilerle değil; somut, net ve hukuki argümanlarla masaya koyacağız. Aracın multimedya ekranının sürüş esnasında donduğunu, hibrit sisteminin trafikte dur-kalk anında vuruntu yaptığını dürüstçe yazmaktan asla kaçınmayacağız.
Görüş Alanımızda Sadece Modeller Değil, Sektörel Sorunlar da Var
Otopodyum'un yeni döneminde sadece yeni modeller vitrine çıkmayacak. Doğrudan tüketicinin cüzdanını ve canını yakan büyük sektörel sorunlar da yakın markajımızda olacak:
- Otomotiv distribütörlerinin dönemsel satış politikaları,
- Aylarca süren yedek parça tedarik ve lojistik gecikmeleri,
- Servis işçilik ve bakım maliyetlerindeki öngörülemeyen yüksek artışlar,
- İkinci el piyasasında tüketicinin mağdur olmasına yol açan spekülasyonlar...
Tüm bu başlıkları objektif olarak mercek altına alacağız. Tek bir amacım var: Bu ülkenin otomobil sevdalısı ve tüketicisi siteye girdiğinde, "Sonunda bizim dilimizden konuşan, bizi markaların kurumsal reflekslerine karşı savunan biri çıktı" diyebilmeli.
Büyük Randevu: 1 Temmuz!
Direksiyonu biraz daha cesur, sorgulayan ve tüketici haklarını merkezine alan bir çizgiye kırıyorum. İlk etapta bazı markaların, distribütörlerin ve ajansların tepki göstereceğini, bizi "istenmeyen internet sitesi" ilan etmek isteyeceklerini çok iyi biliyorum. Ancak uzun vadede, markaların tek taraflı PR bültenlerini kopyala-yapıştır yöntemiyle yayınlamaktansa; sarsılmaz, güvenilir ve sadık bir okuyucu kitlesinin kalbini kazanmanın çok daha değerli olduğuna inanıyorum.
Bu yeni yayın stratejimizin ilk büyük adımını 1 Temmuz’da atıyoruz. Rutin ve güncel haberlerimizin yanı sıra, her gün bir markaya ait yetkili servis kayıtlarında ve tüketici platformlarında en çok dile getirilen kronikleşmiş bir sorunu, somut vakalarla sayfalarımıza taşıyacağız.
Belki bazı plazalarda kapılar yüzümüze kapanacak ama bu şeffaf ve yapıcı yaklaşım, sorunların çözülmesine ön ayak olacağı için aslında uzun vadede markaların da kendilerini geliştirmesine ve sağlıklı geri dönüşler almasına yardımcı olacaktır.
1 Temmuz’da, otomotiv haberciliğinde ezberleri bozacak yepyeni bir OTOPODYUM’da buluşmak üzere.
Saygılarımla.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.